yokoluş çağında hayvanlar

Covid-19 pandemisinin üçüncü yılını tamamlamak üzereyiz. Gezegenin geleceğine ve bildiğimiz anlamda yaşamın imkânlarına ilişkin kaygılarımız giderek artıyor. 31 Ekim-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Glasgow’da toplanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) da bu kaygılarımızı gidermekten, geri dönüşü olmayan noktaya doğru hızla ilerlemeyi durdurma ihtimalinden çok uzak kaldı. Yaşadığımız bir tükeniş ve politik-ekonomik sistemin kendini tükettikleriyle birlikte bir kez daha tahkim etme arayışı. Çok boyutlu, karmaşık ve çok katmanlı ilişkiler bütünü, kriz dinamikleri yumağı, her biri giderek derinleşen şiddet sarmalları. Küresel kapitalizm dışarı fikrini yutup öğütüp hastalık olarak kusarken, dünyada bu sarmalların dışında kalan pek bir yer yok.

Hayvan hakları savunucuları olarak Türkiye’de hayvanlara yönelik şiddetin kabahat kapsamından çıkarılıp suç olarak kabul edilmesi ve cezaya tabi kılınması için hâlâ mücadele etmek zorunda bırakılırken, yıkımın boyutu da kapsamı da geri dönüşü olmayan noktaya gelmiş durumda: Türlerin yok oluşu neredeyse doğal evrimsel süreçlerin bin katına varacak şekilde hızlanmış, yaban hayatı tahribatı ekolojik yıkımla, avcılıkla, egzotik hayvan kaçakçılığıyla eşi benzeri görülmemiş bir noktaya ulaşmış durumda. Aşırı hava olayları, kuraklık ve iklim afetleri en yoksul, en yorgun, en yaralanabilir olanı en ağır şekillerde etkilemeyi sürdürüyor. Bir yandan enerji şirketleri gezegenin on binlerce yıllık kaynaklarını kâr uğruna yok etmeye devam edeken, yenilenebilir enerji arayışları gezegenle ilişkimizi dönüştürmeye yönelik aciliyet hissini de perdelemiş durumda. Bu perdenin adı şimdilerde ‘yeşile boyama’: Emeğe, hayvan varlığına, doğaya karşı işlenen suçları sicili en kabarık enerji, maden, petrokimya, kozmetik, gıda şirketleri, onlara yasal ve politik kolaylaştırıcı işlevi gören hükümetler adeta en azılı iklim aktivistleri. Türkiye’nin yıllardan sonra Paris Anlaşmasını yürürlüğe koyma kararı almasıyla bu ideolojik perdeleme çabasına şaşırmamız abes olur elbette, ama yine de suçun ve cezasızlığın bu en kadim mekanizmanın bugünkü işleyişini not etmekte fayda var: Sermaye, hükümetler, neoliberal ekonomi politikaları, ardında yatan güç eşitsizlikleri, çelişkiler, adaletsizleri yaratan gasp rejimleri, adını her ne şekilde koyarsak koyalım, failler bizzat işledikleri suçların mağdurların onayı, rızası, bizzat duygulanımıyla ellerini yıkamak için sıraya girmiş durumda. Her gün onlarca tür yok olurken, gezegen iklim afetleriyle kavrulur/donar/yanar/boğulurken oluşacak aciliyet hislerine eşlik edebilecek dönüşüm arzusunu da iyileştirici olmaktan bile uzak teselli armağanlarıyla bizi yakan ateşleri harlamakla meşgul.

Bu bölümde, iklim krizinin, ekolojik yıkım ve hızlanan tahribatların, çevresel sorunların hayvan yaşamı üzerindeki yansımalarını ele alıyoruz. Hayvanları girdabına çeken afetlere, krizlere, yasa değişikliklerine ilişkin araştırmalara, haber, yazı ve düşüncelere yer veriyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: